|
Yazar Mustafa KOÇAK
|
|
06 04 2008 |
|
|
|
Yol yarışları 4 bölümden oluşur:
A. MARATON
Atletizmde uzun mesafeli (42.195 m), sert tabanlı yollarda gidiş dönüş olarak yapılan mukavemet koşusudur. Adını Eski Yunan’da Marathon Savaşı’ndan haber getiren bir askerden aldığı söylenir. Bir başka söylenceye göre M.Ö. 5. yy.da Perslerin işgaline uğrayacaklarını anlayan Yunanlılar, Atina’dan 240 km uzaklıktaki Sparta’dan yardım istemek için Pheidippides’e özel bir görev verirler. Bölgenin engebelerle dolu olması ata binmek için uygun olmadığından Pheidippides yolu koşarak aşmak zorundadır. Hem zamana hem de engebelere karşı koşmaya başlayan Pheidippides 240 km’lik yolu iki günde aşarak Sparta’ya ulaşır. O sırada bir festival düzenlemekte olan Spartalılar yardım isteğini geri çevirirler. Pheidippides olumsuz haberi bildirmek için tekrar Atina’ya doğru koşmaya başlar, ancak Atina, Persler tarafından işgal edilmiştir.
Maraton koşusu ilk kez 1896’da düzenlenen Atina Olimpiyatları’nda koşulmuş, 1924 yılında 42.195 cm olması benimsenmiştir.
Maraton koşularında yalnız bacaklar kollar değil, karın kasları dâhil vücudun bütün kasları hareket eder. Maraton koşularında çıkış ve bitişler genellikle stadyum içinde olsa da bu şart değildir. Ana yollar üzerinde koşulan bu yarışmalarda trafik ekipleri de görev alır. Yarışma öncesi her atletin sağlık kontrolünden geçmesi ve "koşar raporu" alması zorunludur.
Mesafeler kilometre ve mil olarak yol boyunca gösterilir. Her 5 km’ye yerleştirilen resmî yiyecek içecek merkezlerinde atletlerin istedikleri yiyecekler ve içecekler bulundurulur. Bir maraton koşucusu koşu sırasında 3000 kilo kalori kadar enerji harcar. Eski yıllarda atletler yiyeceğe fazla önem vermelerine rağmen, son zamanlarda sadece suyla ağızlarını çalkalayıp yüzlerini ve başlarını ıslatmakla yetinmektedirler. Yollar üzerinde yapılan yarışmalarda parkur, koşu çizgisi boyunca ölçülür. 50 metreden fazla fark kabul edilmez.
Uluslar Arası Amatör Atletizm Federasyonu 1992 yılından itibaren 21.100 m’de "yarı maraton" adıyla dünya şampiyonası düzenlemeye başlamıştır. Maraton parkurları aynı nitelikte olmadığı için dünya rekoru kaydı tutulmaz, sadece en iyi derece vardır. Türkiye’de maraton ilk kez 1937 yılında resmî yarışlarda yer almıştır. 1970’lerde bayanlar da resmen yarışmalarda yer almaya başlamıştır. Uluslar arası popüler yarışma olarak Boston Maratonu’nu, Türkiye’de ise 1979’dan beri yapılmakta olan Asya-Avrupa (Avrasya) Maratonu’nu gösterebiliriz.
Boston Maratonu
Boston Maratonu ilk kez 1897 yılında Boston Atletizm Kulübü üyelerinin eski oyunlardan esinlenerek bir yarış düzenlemeye karar vermeleriyle koşulmuştur. Bu yarış için Marathon ile Atina arasındakine benzer yol şartları oluşturulmuş ve 15 sporcu katılmıştır. John McDermott yaklaşık 42 kilometrelik yolu 2:55:10’luk sürede koşarak yarışı kazanmıştır. Hiçbir seyircisi olmayan bu yarış ilk Boston Maratonu olarak kayıtlara geçmiş ve kısa sürede popüler hâle gelmiştir. Örneğin 1902 yarışını 100 bin kişi izlemiştir. 1909 yılındaki maratona katılan sporcu sayısındaki artış maratonu daha da çekişmeli yapmıştır. Bu yarış, önceki yıllardan farklı olarak geniş bir katılımla yapılmış ve 164 sporcu yarışmıştır.
1970’ler ve sonrasında Boston Maratonu’na olan ilginin artmasındaki en önemli faktör basının gösterdiği ilgidir. Boston Maratonu’nda 1963’te 369, 1969’da 1000 sporcu koşmuştur.
Maraton’a bayanların katılımına ise 1966 yılında izin verilmiştir. 1972’deki yarışı 3.10.26’lık dereceyle birinci bitiren Nina Kuscsik maratonu kazanan ilk bayan sporcu olmuştur. 1996 yılındaki 100. Boston Maratonu’na katılan sporcu sayındaki artış dikkat çekicidir. Bu koşuda 38.708 sporcu mücadele etmiştir.
Asya-Avrupa (Avrasya) Maratonu
İki kıtayı birleştiren Boğaz’ın eşsiz manzarasında maraton koşma fikri ilk olarak 1978 yılında ortaya çıktı. Çeşitli ülkelerde maraton koşan bir grup Alman turist, Mısır’da Nil Maratonu’na katılmış ve bir yıl sonra İstanbul’da aynı organizasyonu yapmak istemişlerdi. Alman turistlerin bu macera amaçlı isteklerinden etkilenen dönemin yetkilileri bir organizasyon düzenlemeye karar verdiler.
1979 yılında 74 kişilik Alman turist kafilesinde bulunan 34 maratoncu ve organizasyona davet edilen Türk atletler bir araya geldiler. Sabah saat 09.00’da Boğaziçi Köprüsü’nün 700 metre gerisinde toplanan grup, ilk kez Asya’dan Avrupa’ya koşarak geçti. Maratonu 2.35.39'luk derecesiyle Zonguldak Bölgesi' nden Hasan Saylan kazandı.
1981 yılından itibaren her yıl ekim ayında düzenli olarak yapılan yarışlara, 1991’de bayanlar da katıldı. Avrasya Maratonu, sonrasında düzenlenen halk koşusuyla birlikte çeşitli ülkelerden yaklaşık 100000 kişiyi bir araya getirmektedir. Bu yönüyle dünyanın önemli atletizm koşuları arasında değerlendirilmektedir.
B. YÜRÜYÜŞ
Bir spor dalı olarak yürüyüş; adımların zeminle temasını kaybetmeden hızla ilerlemeye dayanan, olimpiyat oyunlarında yer alan, hafif atletizm dalında bir spordur. Yürümek ile yürüyüşü birbirine karıştırmamak gerekir. Yürüyüş başlı başına bir spor olup kuralları tekniği ve taktiği olan karın adalelerinin yardımıyla ayaklar ve bacaklarla yapılan, kollarla dengelenen bir ilerleme hareketidir. Bir koşu türü olmasına rağmen adımlama sırasında ayaklardan birinin yerde olması kuralı nedeniyle yürüyüş olarak adlandırılır. Bu spor ilk kez 1867 yılında İngiltere’de yapılmış, 1908 yılında 16090 metre olan mesafe daha sonra 10 km’ye inmiştir. 1948 yılında ise pistte 10 km, yolda 50 km olarak belirlenmiştir. 1956 yılından beri yarışmalar bu mesafelerde yapılmaktadır.
Türkiye’de 1940 yılında Robert Koleji’nde yapılan atletizm yarışmalarında, 1500 metre yürüyüş yarışması yer almasına rağmen, ilk resmî yarışmalar 1952 yılında İstanbul’da yapılmıştır. İlk yürüyüş yarışması Fenerbahçe Stadı’nda 10 km koşularak yapılmıştır. Bu yarışmalara katılan ilk Türk atletleri Selahattin Yıldız, Vartan Avukyan ve Isak Franco’dur.
Gerek pistte, gerekse yollarda yapılan yürüyüş sporunda ayaklar zeminle temasını kaybetmemeli, öne doğru atılan ayak topuğu, diğer ayak yerden kalkmadan yere temas etmelidir. Zemine önce ayak topuğu, sonra taban, sonra da parmaklar değer. Bu da ayakların kalçadan hareket ettirilmesi ile mümkün olur.
Yürüyüş sporu yapanların giydikleri ayakkabılar, zorlanmaya dayanıklı ve hafif olmalıdır. Ayakkabı bantlarının mafsalları koruyacak şekilde ve ökçeye doğru kama şeklinde bir artırımı vardır. Taban kalınlığı 13 mm’yi geçemez. Topuk ise tabandan 13 mm daha yüksek olabilir. Yürüyüşçüler genellikle beyaz güneş şapkaları ve güneş ışınlarını yansıtan açık giysileri kullanır, kalın çorap giyerler. Yürüyüş yapanların bacak ve baldır kasları çok gelişir. Bu spor kan dolaşımını hızlandırır, adaleleri geliştirip iç organların çalışmasını düzene sokar.
Yürüyüş yarışmalarında, koşularda olduğu gibi adım uzunluğu ve saniyedeki adım sayısı çok önemlidir. Diğer önemli noktalar; ayakların düz bir hat üzerinde hareket etmesi ve bacakların temposudur. Yürüyüşte iki stil vardır: Birincisi Avrupa Stili olup atletler çok kuvvetli kol hareketi içeren bir stil uygularlar. İkincisi de Meksika Stili olup atlet baş, omuz ve gövdesini sallayarak yürür.
Yol üzerinde yapılan yürüyüş yarışmalarında yarışmacıların güvenliği sağlanmalıdır. Yarışmalarda 5 km aralıklarla içecek istasyonları bulunur. Organizatörlerin ya da atletlerin kendilerinin sağladıkları bu yiyecek ve içecekler atletlerin kolayca bulabileceği ve ellerine verilecek biçimde yerleştirilir. 20 km’den sonra yalnız su sağlayan istasyonlar vardır.
Yürüyüş yarışları hem pistte, hem de yolda yapılabilir. Olimpiyat oyunlarında yer alan yürüyüş yarışmaları 20 ile 50 km üzerinden yapılır. 50 km olan yarış maratondan 8 km daha uzun olup en uzun mesafe yarışıdır. Bayanlar arası yürüyüş yarışmaları 10 km uzunluğundadır.
Dünya Kupası için IAAF’ın belirlediği yürüyüş yarışması erkekler için "Lugono Kupası", bayanlar için "Lochboin Kupası"dır. Yarışmalarda yarışmacının yürüyüş biçimini, yarışın herhangi bir anında kurallara uyup uymadığını kontrol etmekle görevlendirilmiş, her atlet için birisi lider olmak üzere üç hakem bulunur.
C. KIR KOŞUSU
Kırsal alanlarda, inişli çıkışlı toprak üzerinde yapılan uzun mesafe koşusudur. Kros olarak da bilinir. İlk uluslar arası yarışma Fransa ile İngiltere arasında 1898’de yapılmıştır. 1903 yılında İngiltere, İrlanda ve İskoçya’nın katılımı ile başlayan şampiyonaya daha sonra diğer ülkeler de katılmıştır. 1924 yılında yaz yarışmalarına uygun olmadığı için olimpiyat oyunlarından çıkartılmıştır. 1962 yılında IAAF uluslar arası kuralları yeniden belirlemiş, 1967’de ilk kez bayanlar arası kır koşusu düzenlemiştir. ABD’den erkeklerde Pat Porter, ardı ardına 8 kez kazanarak kır koşusunda ulaşılması güç bir rekorun sahibi olmuştur.
IAAF’nin belirlediği uluslar arası yarışmanın standart mesafesi, erkekler için 12 km’dir. Kır koşusu, belli bir pistte düzenlenmediği için dünya rekoru tutulmaz.
Bu koşuya katılacaklar sıkı bir sağlık kontrolünden geçirilmeli, kalp ve ciğerlerin sağlam olmasına dikkat edilmelidir. Kır koşusu bir kış sporu olup atletlerin her türlü hava koşullarında azim ve iradeleri ölçülür ve atletler yaz oyunları için hazırlanma fırsatı bulurlar. Atletler yün şapka ve eldiven kullanabilirler ve her zemine uyum sağlayan "waffle" tipi sentetik tabanlı ayakkabılar giyerler.
Kır koşuları, bireysel yarışlar ve takım yarışları biçiminde yapılır. Takım koşularında her takım 69 atletten oluşur. Bu takım yarışlarında kaç sporcunun puanlarının değerlendirileceği önceden belirlenir. Belirlenen sayıda en az kötü puanı alan takım yarışı kazanır. Kır koşularının bir değişik türü de bayraklı kır koşusudur. Bu yarışlarda atlet bayrak taşımak yerine, kendinden sonra koşacak atletin eline dokunur.
Kır koşularında koşu yönünün sol tarafına kırmızı, sağ tarafına beyaz flâma dizilir. Gerekli noktalarda kontrol için hakem bulundurulur. Yarış sonunda çit veya iplerle belirlenen ve tüm koşucuların teker teker geçebileceği huni biçiminde bir finiş tüneli vardır. Tüm yarışmacılar bu tünelden geçerken hakemler tarafından numaralanarak bitirme dereceleri yazılır.
D. YOL KOŞUSU
Kır koşularının değişik bir türü olup, şehir içindeki ana cadde ve sokaklarda koşulur. Türkiye’de ilk kez 1922 yılında İstanbul’da Fatih ile Harbiye arasında koşulmuştur. Şehir trafiğinin yoğunlaşması bu koşulara olan ilgiyi azaltmasına rağmen, Ankara’da 1991 yılında elli altıncısı düzenlenen "Büyük Atatürk Koşusu" 10500 metrelik bir sokak koşusu olarak yapılmaya devam etmektedir. Ayrıca Hürriyet Gazetesi tarafından düzenlenen "Dedeler Yarışı" 1980 yılından beri 50-55, 56-60, 61-65 ve 66 ve üstü yaş gruplarında bir sokak koşusu olarak sürdürülmektedir. Bir diğer sokak yarışı da Asya-Avrupa Maratonu ile yapılan halk koşusudur.
BİRLEŞİK YARIŞLAR
Diğer adı "Kombine Yarışlar" olan bu yarışlar; koşma, atma ve atlamalardan meydana gelir. M.Ö. 8. yy.dan itibaren atletizm müsabakalarında yer almaya başlamış olup önceleri beş dalda iken, sonraları İskandinav ülkelerinin öncülüğü ile on dalda yapılmaya başlanmıştır. Çağdaş dekatlon ve heptatlon yarışları bir bütün olarak görülmektedir. Atletlerin iki gün süren bu yarışmalara bedensel ve ruhsal yönden çok iyi hazırlanmaları gerekir. Birleşik yarışlar ikiye ayrılır. Buna 1981 yılından beri koşulmayan pentatlonu da bilgi sahibi olmak amacıyla ekleyebiliriz.
A. DEKATLON
(Onlu Yarışma / Erkekler)
Sürat, kuvvet ve beceri isteyen karışık yarışmalardır. İlk kez 1884 yılında Amerika’da koşulmuş, 1912 yılında Stockholm Olimpiyat Oyunları ile oyun programına dâhil edilmiş ve sonrasında da giderek önem kazanmaya başlamıştır.
Dekatlon, erkekler arasında yapılan on yarışma dalından oluşan birleşik bir yarışmadır. İki gün süren yarışmalarda birinci gün 100 metre, uzun atlama, gülle atma, yüksek atlama ve 400 metre koşulur. İkinci gün 110 m engelli, disk atma, sırıkla atlama, cirit atma ve 1500 metre koşulur.
Bir de 5 yarışma dalından oluşan (uzun atlama, cirit atma, 200 metre, disk atma ve 1500 metre) ve bir günde yapılan beşli yarışmalar vardır.
Denilebilir ki hiçbir atletin bu kadar sıkı, yorucu ve uzun süre antrenman uygulaması gereken başka bir spor dalı yoktur. İyi bir dekatloncu olmak için en az beş yıl yarışmak gerekir. İyi bir dekatloncunun on yarışma dalında da dengeli bir ortalama tutturması, oyun süresince kararlı ve adale yönünden hazır olması gerekir. Dekatlon atletleri çeşitli koşu, atma ve atlama ayakkabılarını ve ölçüm tablolarını koyabilecekleri büyüklükte bir çantayı yanlarında taşırlar. Ayrıca ısınmak ve dinlenmek için yanlarında uyku tulumu ve battaniye de bulundurabilirler.
Yarışlar listedeki düzene göre yapılır. Herhangi bir yarışa girmeyen bir atlet, yarışı bütünüyle bırakmış sayılıp elenir. Pist yarışlarında da üç hatalı çıkış elenme nedenidir. Her alan yarışında yarışmacının üç hakkı vardır.
Yarışmalarda sadece elektrikli ölçme aleti kullanılır ve zaman değerlendirmesi, puan cetvelinde saniyenin 1/100’üne kadar yapılır. IAAF’ın belirlediği tabloya göre puanlama yapılır. Puanlar, atletin koştuğu dereceye, atladığı yüksekliğe, atma ve atlama uzunluğuna göre verilir. En çok puan toplayan atlet yarışmaların birincisi olur. Puanlar eşit ise, branşların çoğunda en yüksek puanı alan atlet birinci gelir. Eşitlik bozulmazsa, bireysel branştaki en yüksek puana bakılır.
B. HEPTATLON
(Yedili Yarışma / Kadınlar)
Dekatlon gibi sürat, kuvvet ve beceri isteyen, bayanlar arasında yapılan ve yedi daldan oluşan kombine yarışmalardır. Bugüne kadar yarışma sayıları, türleri ve sıraları çeşitli değişikliklere uğramıştır. 1920’lerde Almanya ve Rusya’da üç ve beş dallı yarışmalarla başlamıştır. 1964 Olimpiyat Oyunları’nda koşulan 5’li yarışma (80 m engelli, gülle atma, yüksek atlama, uzun atlama, 200 metre koşu) pentatlon adıyla tescil edilmiştir, ancak 1981 yılından itibaren heptatlon, çok yarışmalı dal olarak bugünkü şeklini almıştır. Atletizmin en zor branşlarından biri olan heptatlon Türkiye’de henüz tam anlamıyla yapılamamasında, branşın gerektirdiği aletlerin yanı sıra atletizm salonunun olmaması da önemli bir etkendir.
Yedi yarışma dalından oluşan heptatlon yarışmalarında birinci gün; 100 metre engelli, gülle atma, yüksek atlama ve 200 metre koşulur. İkinci gün; uzun atlama, cirit atma ve 800 metre koşuları yapılır. Kurallar ve derece ölçümleri dekatlonda olduğu gibi IAAF tarafından belirlenmiştir.
|