Anasayfa arrow A-B-C-Ç arrow Atatürk ve Spor
Atatürk ve Spor PDF Yazdır E-Posta
Yazar Mustafa KOÇAK   
06 04 2008

Atatürk, her alanda olduğu gibi sporda da bilim yolundan ayrılmamayı öğütlerken sporun önemi üzerinde durmuş, gerekli yasaların düzenlenmesini ve uygulamaların doğru yapılmasını sağlamış, böylece Türk sporuna yeni bir benlik kazandırmıştır. "Tanıtılmış bilimlerin temellerine dayanan, güzel sanatları seven, düşünce eğitiminde olduğu kadar beden eğitiminde de yeteneklerini artırmış ve yükselmiş olan, erdemli ve güçlü bir kuşak yetiştirmek ana siyasetimizin açık dileğidir." sözleriyle de bunu kanıtlamıştır.

Ulu önderin Türk sporundaki ilk imzasını izcilikte görmekteyiz. 1915 yılında "Osmanlı Gençlik Dernekleri" genel müfettişliğine atanmasından kısa süre sonra bir rapor hazırlayarak zamanın hükümetine sunar. Bu raporunda okullardaki beden eğitimi saatlerinin artırılmasını önermektedir:

"Açık ve kesin olarak söyleyeyim ki sporda başarılı olmak için bedensel dayanıklılıktan çok, bütün halkın sporun içeriğini ve değerini anlamış olması, içtenlikle sevmesi ve ulusal bir görev olarak görmesi gerekmektedir." diyen Ata'ya göre spor her şeyden önce ulusal bir görevdir. Bu yargısını Çanakkale Savaşı ile ilgili bir anısında da görmemiz mümkündür. Şöyle ki:

Çanakkale Savaşı sırasında keşif görevine çıkan bir Türk askeri, yakaladığı İngiliz askerini boğazından tutup Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına getirir. Paşa, İngiliz askerine, memleketinden kalkıp buralara niçin geldiğini sorduğunda "Spor için geldim." cevabını alır. Mustafa Kemal, "Bizim askeri nasıl buldun?" diye sorar. Esir asker, "Spor bilmiyor." diye cevaplar. Bunun üzerine Mustafa Kemal; "Bana, spor nedir diye sorarlarsa vereceğim cevap şudur: Spor, vatan ve milletin yüksek çıkarlarına tecavüz edenleri boğazından tutup memleketin ve milletin sözcülerinin karşısına getirebilmek yeteneğine bedensel, düşünsel ve ruhsal olarak sahip olmaktır." demiştir.

Türkiye'nin ilk spor kuruluşu olan "Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı" 1922'de İstanbul'da kurulmuştu. Cumhuriyet ilkelerine bağlı olarak kurulan bu ilk spor derneklerinin yöneticileri seçimle belirlenmekte, yöneticiler de seçimle her federasyonun (atletizm, futbol, güreş) yöneticilerini seçmekteydiler. İlk İdman Cemiyetleri'nin başkanlığına Ali Sami Yen, asbaşkanlıklara da Burhan Felek ve Ali Seyfi getirilmişti. Atatürk, Türk sporunun bu şekilde düzenlenmesine çok memnun olmuş, "Asıl hedef sporu yaşamın bütün alanlarına yaymak ve her yaştaki Türkler için beden eğitimi sağlamaktır." diyerek sporda hedefin halkın sağlığı ve toplum sporu olduğunu işaret etmiştir. Daha sonra bu birliğin Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne dönüştürülmesi 1938 yılında yine Atatürk'ün direktifleriyle olmuştur.

18 Ağustos 1923 tarihli hükümet programında şu cümlelere rastlıyoruz: "Eğitimin görevlerinden birincisi; çocukların eğitim ve öğretimi, ikincisi; halkın eğitim ve öğretimi, üçüncüsü; ulusal değerde insanların yetiştirilmesi için gerekli olan araçların saptanması ve sağlanmasıdır."

Görülüyor ki Atatürk çocuklar ve gençler kadar, halkın da eğitilmesini ve spor yapmasını istemekte, bu konuyu hükümet programına alacak kadar önemli bulmaktadır.

Türklerde sporun geçmişi oldukça eski olmasına rağmen spora modern biçimde eğilinmesi, gereken önem ve değerin verilmesi ancak Cumhuriyet'in ilânından sonra mümkün olmuştur. Bunda Cumhuriyet'in kurucusu Atatürk'ün çok önemli bir rolü vardır. Bunun en çarpıcı örneğine Cumhuriyet henüz birkaç aylıkken rastlanır.

Uzun süren savaşlardan yeni çıkmış, yıkık dökük Osmanlı döneminden çok ağır dış borç yüklenmiş olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, o yokluklara rağmen bütçesinden spora çok önemli bir pay ayırmıştır. Cumhuriyet'in ilânından iki buçuk ay sonra Bakanlar Kurulunun Atatürk başkanlığında yapılan toplantısında İdman Cemiyetleri İttifakı'nın emrine 17.000 TL verilmiştir. Bu para ile sporcuların Paris'te yapılacak olimpiyat oyunlarına en iyi biçimde hazırlanarak katılmaları sağlanmıştır. Bir altının 10 TL olduğu bir dönemde yapılan 17.000 TL'lik bu yardım Türkiye Cumhuriyeti için gerçekten büyük bir fedakârlıktır.

Nitekim 1924 yılı bütçesine, "Türk sporcularının pek yararlı ve gelecek için umut verici çalışmalarında yardım görecekleri" sözlerinin açık bir kanıtı olarak, spor için Atatürk'ün talimatıyla 50.000 TL ödenek konulmuştur. Yine 1924 yılında yayımlanan Köy Yasası, köylerde "nişan alma, cirit, güreş" gibi köy oyunlarını özendirici hükümlere yer vermiştir.

Atatürk spor yapmaya, spora olan hayranlığı kadar önem vermiştir. İstanbul'a her gelişinde Florya'da denize girdiği, sık sık sandalla açılarak kürek çektiği bilinmektedir.

Atatürk Türk sporcusunda yalnız beden gücü ve yetenek değil, aynı zamanda iyi ahlâk ve zekânın da bulunmasını istemiş ve bu düşüncesini de; "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim." sözleriyle dile getirerek bir sporcunun nasıl bir insan olması gerektiğini anlatmıştır.

"Ata en iyi binen yalnız Türk erkekleri değildir. Türk kadını da bu işi çok iyi bilir." diyen Atatürk'ün sevdiği sporlardan biri de ata binmektir. Savaşlarda sürekli ata binmiş, sonra da fırsat buldukça serbest bir spor olarak yapmıştır. Avrupa parkurlarında "Atatürk'ün Süvarileri" adıyla nam salan Cevat Kula, Saim Polatkan, Cevat Gürkan ve Eyüp Öncü adlı dört subay binicimizden oluşan Türk ekibinin uluslar arası başarıları da Ata'yı çok memnun etmiştir.

Sporlar arasında güreşi de çok sevdiği bilinmektedir. Bu nedenle güreşle ilgili anıları çoktur. İtalyanları yenen güreş millî takımımızı Florya'daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde yemeğe davet etmiş, tek tek kutlamış ve ağır sıklet şampiyonumuz Çoban Mehmet'e, "Beni de yener misin?" diye takılmıştır. "Türk milleti anadan doğma sporcudur. Henüz yürümeye başlayan köy çocuklarını bile harman yerinde güreşirken görürsünüz." sözü ile güreşi, Türklerin millî sporu olarak nitelendirmiştir.

"Genç Türk çocukları top oyunlarında herhangi bir ulusun çocukları kadar eğitimli ve yetenekli görünmeyebilir. Bunun için üzülmeye gerek yoktur." demesine rağmen, o günlerde Rusya ile yapılan futbol maçında alınan yenilginin nedenleri konusunda Gündüz Kılıç'ı sıkı bir sorguya çekmeyi ihmal etmemiştir.

1930 yılında çıkarılan Belediye Yasası, belediyelere "çocuk bahçeleri, spor alanları, yerel gereksinimlere uygun stadyumlar yapmak ve işletmek" gibi yükümlülükler getirmiştir.

1932 yılında Atatürk'ün talimatıyla kurulmakta olan halk evlerinin yapması gereken çalışmalar arasına spor da eklenir. "Halk evlerinin genel amaçlarından biri olan spor ve beden hareketleri, ulusal eğitimin vazgeçilemeyecek temeli ve önemli bir bölümüdür. Bu nedenle Türk gençliğinde ve Türk halkında spor ve beden hareketlerine sevgi ve ilgi uyandırmalı, bunlar bir kitle hareketi, ulusal bir etkinlik hâline getirilmelidir." diyen büyük önder, daha o yıllarda sporu kitle hareketinin de ötesinde bir "ulusal hareket" olarak düşünmüştür. Böylece onun ne kadar ilerici olduğu, sporda da gözler önüne serilmektedir.

Atatürk, "Gelecek göklerdedir!" sözüyle havacılığın önemini vurgulamış ve spor dalı olarak benimsenmesini arzulamıştır. 3 Mayıs 1935 günü kurulan "Türk Kuşu" ulu önderin Türk havacılığına en büyük armağanıdır.

Millî Mücadele’ye başlamak, Misakı Millî'yi ilan etmek ve Kuvayı Milliye'yi kurmak amacıyla Samsun'da Anadolu topraklarına ayak bastığı 19 Mayıs 1919 gününün de TBMM'nin 20 Haziran 1938 tarihinde 3466 sayılı kararı ile "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kabul edilmesini sağlamıştır.

Atatürk'ün direktifleriyle hazırlanan ve bugün de Türk Spor Örgütü'nün temelini oluşturan 3530 sayılı "Beden Terbiyesi Kanunu" 29 Haziran 1938 günü kabul edilmiştir. Ata'nın hastalığı yüzünden, TBMM'nin 1 Kasım 1938'deki açılışında Başbakan Celal Bayar tarafından okunan nutkunda spor için söylediği son sözleri şöyledir:

"Her türden spor etkinliklerini, Türk gençliğinin ulusal eğitiminin ana unsurlarından saymak gerekir. Bu işte hükümetin şimdiye kadar olduğundan çok daha ciddî ve dikkatli davranması, Türk gençliğinin spor bakımından da ulusal heyecan içinde özenle yetiştirilmesi önemli tutulmalıdır."

"Türk gençliğinin kültürde olduğu gibi spor alanında da hedeflerine ulaştırılması için Yüksek Kurultay'ın kabul ettiği Beden Terbiyesi Kanunu’nun uygulamaya geçirildiğini görmekten hoşnutum."

Atatürk'ün ölümü üzerine dönemin en ünlü günlük spor gazetesi L'Auto (Fransa)'da yayımlanan makale şöyledir:

"...Atatürk dünyada ilk defa beden eğitimini zorunlu hâle getiren devlet adamıydı. Söylev ve kâğıt üzerinde kalmayan uygulamalarıyla stadyumlar ve spor tesisleri yaptırdı. Döneminde Türkiye'de spor gittikçe artan önem ve değer kazandı."

 
< Önceki   Sonraki >

Morpa Spor Ansiklopedisi

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun