Anasayfa arrow D-E-F-G arrow Güreş arrow Türkiye'de Güreş
Türkiye'de Güreş PDF Yazdır E-Posta
Yazar Mustafa KOÇAK   
07 04 2008

Türklerin en eski sporlarından biridir. Güreş sözcüğünün kökeni, Özbek ve Başkurt Türklerinin "kureş" sözcüğünden gelmektedir.

Zorlu doğa koşulları ile mücadele eden ilk insanların çoğunda olduğu gibi Türklerde de güreş, âdeta günlük hayatın bir parçası olmuştur. Türkler, ayrıca totem inanış ve göçebe yaşam biçiminin de etkileri ile doğaya ve kuvvete düşkün kişiler olduklarından yakın mücadeleyi her zaman ön plânda tutmuşlar, güçlerini topluma kanıtlamak amacıyla güreşe çok sık başvurmuşlardır. Düğünlerde, ünlü kişilerin cenaze törenlerinde, ölüm yıl dönümlerinde ve diğer özel günlerde at yarışları ve koşuların yanında güreş de çok önemli bir yer tutmuştur.

Eski Türklerde büyük bir tutku olan ve günlük yaşamdan ayrılamayan güreşin, başlangıç yılları tam olarak belirlenememiştir. Ancak Koryakların tahtadan yaptıkları süs eşyalarının üzerinde güreşçi figürlerinin bulunmasına bakılırsa, güreşin ne kadar eski bir spor olduğu anlaşılabilir. M. Ö. 13. yy.da yaşamış HiyungNu Türklerinde güreş en yaygın mücadele sporuydu. Sümerlerde de güreşin yaygın olduğu ve hatta yılın belli dönemlerinde güreş bayramları yapıldığı tarihî buluntularla kanıtlanmıştır. Oğuz Türklerinde güreşin her türüne yer verildiği de Dede Korkut Destanlarından anlaşılmaktadır. Dede Korkut Destanları’nın yanı sıra günümüze ulaşan diğer Orta Asya söylenceleri ve bölgedeki diğer halkların tarihleri dikkate alındığında ulaşılan tüm buluntular güreşin ilk kez Türkler tarafından yapıldığının kesin kanıtlarıdır.

Göç yolları aracılığıyla batıya yayılan güreş Türklerin Anadolu'ya göçü ile birlikle Anadolu'ya getirilmiştir. Türklerin getirdikleri güreş stilleri, bu yöredeki güreş stilleri ile kaynaşmış, özellikle Ege ve Trakya'da yaygın olan yağlı güreş, Türkler arasında da benimsenmiştir. Selçuklular ile başlayan yağlı güreş, Osmanlılarda bir gelenek hâline gelmiş ve günümüze kadar sürdürülmüştür. Osmanlı İmparatorluğu'nda da güreşe özel önem verilmiş, vakıf niteliğinde olan özerk güreş örgütleri oluşturularak bu sporun örgütlenmesi sağlanmıştır. Alman sınırından İtalya’ya, Budin (Budapeşte) vilâyetinden Basra Körfezi’ne, İspanya sahillerinden Fas, Cezayir, Tunus, Bingazi, Trablusgarp, Mısır, Arabistan, Kafkasya, Kırım, Eflâk ve Boğdan (Romanya)'ı çevreleyen ve İstanbul'u başşehir yapan büyük imparatorlukta güreş başlıca spor olmuştur. Osmanlı Türklerinde güreşin tekkeler (bugünkü kulüpler) ile yönetildiği, başkanlarına şeyh, sporculara mürit denildiği bilinmektedir. Güreş tekkelerinin merkezi ve en büyüğü İstanbul'da Zeyrek'te idi. Ayrıca Mekke, Cidde, İskenderiye, Lâzkiye, Şam, Kahramanmaraş, Amasya, Tokat, Ankara, Kütahya, Tire, Bergama, Manisa, Akhisar, Yenice, Üsküp, Gelibolu, İpsala, Usturumca, Avlonya, Diyarbakır, Konya, Bursa, Balıkesir, Urfa, Halep, Belgrat, Bağdat, Edirne'de de güreş tekkelerinin bulunduğu bilinmektedir. Bu tekkelerdeki çalışmalar son derece başarılı olmuş, bugün dahi eşine rastlanmayacak kadar teknik bilgiler öğretilmiştir. Bu teşkilât, Türk pehlivanlığının yıllarca üstün kıvamda kalmasına, bütün dünyaya ün salmasına yardım etmiştir. Bugünün en yüksek medeniyetini taşıyan uluslar bile bu teşkilâta, bu disipline ve bu tekniğe sahip değillerdir. Bu tekkelerde sporcuların ve başkanlarının aylık ve yemek vakfiyelerinden başka, birer ikişer imareti vardı ki; bu imaretlerde isteyen halkın, gelen seyircilerin, geçen seyyahların (turistlerin) parasız, istedikleri gibi yeyip içtikleri anlatılmaktadır. Bütün bu vakfiyeler; zamanın beylerbeyleri, paşaları, vezirleri, âyanı ve hakanları tarafından yüz binlerce altın hibe edilerek ortaya çıkarılmıştır.

Halk arasında en çok ilgi gören güreş türleri, kara kucak güreşi ve yağlı güreş olmuş, halk dilinde kara kucak "Anadolu güreşi", yağlı güreş ise "Rumeli güreşi" olarak adlandırılmıştır. Tanzimat Dönemi'ne kadar ödül olarak büyükbaş ya da küçükbaş hayvan, tarıma elverişli arazi, halı, kilim gibi teşvik amaçlı ödüllerin ortaya konduğu güreş karşılaşmaları Tanzimat Dönemi'nden sonra para için yapılmaya başlandı. Bu durum, profesyonel güreşin yapılmaya başlandığının açık bir ifadesi oluyordu. Osmanlılarda genç bir pehlivanın ilk defa kısbet giymesi, tıpkı sünnet gibi hayatının önemli bir olayını oluşturuyor ve bu özel gün çeşitli törenlerle kutlanıyordu. İyi pehlivanlar da, yetiştikleri bölge için önemli bir övünç kaynağı sayılır ve bu nedenle çevresi tarafından sürekli maddî ve manevî destek görürdü.

Osmanlı saraylarında özel padişah gösterileri için "Hassa Pehlivan Bölüğü" kurulmuş; özellikle, Sultan IV. Murat ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde, ülke pehlivanlarına büyük önem verilmiştir. Padişah huzurunda yapılan güreşlere "Huzur Güreşi" denilmiştir, 19. yy. padişahlarından Sultan Abdülaziz'in güreşe duyduğu ilgi sayesinde, güreş altın çağını yaşamıştır. Bu dönemin güreşçileri arasında bulunan Koca Yusuf, Adalı Halil, Filiz Nurullah, Kurtdereli Mehmet ve Kara Ahmet bütün dünyada; Kel Aliço (27 sene üst üste Kırkpınar Başpehlivanı olarak kırılması güç bir rekorun sahibi olmuştur), Çolak Molla Mümin, Kavasoğlu İbrahim, Pomak Hasan, Hergeleci İbrahim, Tophaneli Yusuf ve Kızılcıklı Mahmut da Türkiye'de ünlenen pehlivanlardır.

Avrupa'da ilk defa yabancı pehli vanlarla boy ölçüşen güreşçimiz, Koca Yusuf’tur. 1898 yılında Paris'te Fransız Paul Pons'u hiç bilmediği grekoromen stilinde güreşerek mağlûp etmiştir. 1899'da da Amerika'ya giden Koca Yusuf, Amerika'nın en ünlü pehlivanlarını teker teker yenmiştir. Aynı yıl Kara Ahmet Paris'te, Paul Pons ve Laurent de Bakerca'yı yenerek grekoromende dünya şampiyonluğunu kazanmıştır. Bunlar, dünya güreşindeki ilk önemli başarılarımızdır.

Türkiye'de modern anlamda güreş, 1910 yılnda grekoromen stildeki çalışmalarla başlamıştır. Modern güreş sporu konusunda güreşçilerimizi eğitmek üzere de Macar antrenör Raol Peter görevlendirilmiştir. 1922 yılında Cumhuriyetin ilânından önce oluşturulan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı bünyesinde yer alan Güreş Federasyonu sayesinde ülkede minder güreşi ile ilgili çalışmalar daha düzenli hâle gelmiştir. İlk güreş federasyonu başkanlığını da Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü'nün kurucularından Ahmet Fetgeri Bey yapmıştır.

Minder güreşine ilgi gösteren Fenerbahçe, Beşiktaş, Üsküdar, Anadolu, Kumkapı ve Haliç Fener kulüplerinde yer alan Türk güreşçilerinin bireysel çabaları, minder güreşinin yaygınlaşıp benimsenmesinde önemli rol oynamıştır. Ahmet Fetgeri, Kemal Türe, Tıbbîyeli Sami, Mazhar Kazancı, Dr. Emir Şükrü Kurt, Ressam Acar, Mızıkacı Danyal, Mehmet Ali Fetgeri, M. Sami Karayel, Hattat Şevket, Cemal Sek, Seyfi Cenap Berksoy, Dürrü Sade, Vehbi Emre, Celâl Davut Arıbal, İlhami Polater minder güreşine öncülük eden Türk güreşçileri olmuşlardır.

Türk güreşinin yönetiminde en üst basamağı oluşturan Türkiye Güreş Federasyonu, 1922 yılında TİCİ (Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı) bünyesinde kurulmuş, 1923 yılında FILA (Federation Internationale de Lutte Amateur)'ya üye olmuştur.

Bu 1924 Paris Olimpiyat Oyunları, Türk güreşçileri için uluslar arası alandaki ilk ciddî deneyim olmuştur. Bu olimpiyatlara katılan takımımız Seyfi Cenap Berksoy, Fuat Akbaş, Dürrü Sade, Mazhar Çakar ve Tayyar Yalaz'dan oluşmuş ve takımımızı hazırlayan Raol Peter adındaki Macar antrenör Türkiye'deki minder güreşinin kurucusu olmuştur. 1928 Amsterdam Olimpiyatları'nda Tayyar Yalaz 67.5 kiloda dördüncü, diğer güreşçilerimizden Nuri Boytorun, Çoban Mehmet kilolarında altıncı olarak uluslar arası alanda isimlerini duyurmuşlardır. 1932 yılında güreşçilerimiz ilk kez Balkan şampiyonası’na katılmış, 5 altın ve 2 gümüş madalya kazanarak takım hâlinde de 1.liği elde etmişlerdir. 1935 yılından itibaren grekoromen stilin yanında serbest stilde de çalışmalara başlanmış ve aynı yıl yurdumuzda ilk Serbest Güreş şampiyonası düzenlenmiştir. Güreşçilerimiz serbest stile o kadar çabuk adapte olmuşlardır ki, aynı yıl Türkiye'ye gelen Alman millî takımını 7-0 gibi ağır bir yenilgiye uğratmışlardır.

1938 yılında Estonya'nın başkenti Tallin'de yapılan Avrupa Güreş şampiyonası'nda ağır sıklet güreşçimiz Çoban Mehmet Avrupa üçüncüsü olmuştur. Bu Avrupa Güreş şampiyonası'ndaki ilk derecemizdir.

1939'da Türk güreşçileri Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'na katılmış, Yaşar Doğu (66 kg) ve Mustafa Çakmak (87 kg) iki gümüş madalya kazanarak güreşte yeni bir dönem başlatmışlardır.

1940-1945'te, İkinci Dünya Savaşı yıllarında uluslar arası karşılaşmalara ara verilirken, sadece yurt içi karşılaşmalarla yetinilmiştir. 1946 yılı Ekim ayında Stockholm'de yapılan Avrupa Serbest Güreş şampiyonası’nda Türk güreşçileri; 3'ü altın, 2'si gümüş ve 2'si de bronz olmak üzere 7 madalya kazanmışlardır. Bu madalyalar Türk güreşçilerine ilk Avrupa şampiyonluğunu getirmiştir.

1947 yılında Prag'da yapılan Avrupa Grekoromen şampiyonası’nda Türk güreşçiler 1 altın, 2 gümüş ve 1 bronz madalya kazanmışlardır. Vehbi Emre gibi tecrübeli ve saygın bir federasyon başkanı Nuri Boytorun gibi mükemmel bir hoca ile geliştirilen sağlam temel sayesinde güreşçilerimiz 1948 Londra Olimpiyat Oyunları'nda 6 altın, 4 gümüş ve 1 de bronz madalya kazanarak dünya minderlerinde "en büyük" olduklarını kanıtlamışlardır. İstanbul Spor ve Sergi Sarayı'nın açılışının da yapıldığı 1949 Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda ise Türk güreşçiler sekiz sıkletin yedisinde altın, birinde ise gümüş madalya almışlardır.

1950 yılında Stockholm'de yapılan Dünya Grekoromen Güreş şampiyonası'na ilk kez katılan millîlerimiz 1 altın, 4 gümüş, 2 bronz madalya kazanırken, 1951 yılında Helsinki'de yapılan Dünya Serbest Güreş şampiyonası'na ilk kez katılan güreşçilerimiz, üstün bir başarı göstererek sekiz sıkletin altısında altın, birinde bronz madalya kazanmış ve takım sıralamasında dünya 1.liğine ulaşmıştır. 1952 Helsinki Olimpiyat Oyunları kadrosunda bulunan şampiyonların amatörlük belgelerinin önce Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi, ardından Uluslar Arası Olimpiyat Komitesi tarafından onaylanmaması ve Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi Genel Sekreteri Burhan Felek'in azledilmesi Türk güreşinde "1952 Olayları" olarak yer almıştır. Her şeye rağmen güreşçilerimiz, bu olimpiyatlarda serbest stilde 2 altın ve 1 bronz madalya kazanmışlardır. Tokyo'da yapılan 1954 Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda Türk güreşçiler; 2 altın, 3 gümüş ve 1 bronz madalya ile Sovyetler Birliği'nin önünde dünya şampiyonu olmuşlardır. 1956 yılında ise ilk kez İstanbul'da Dünya Kupası Güreş Müsabakaları düzenlenmiştir. İnönü Stadı'nda düzenlenen bu karşılaşmalarla Türk güreşi yeniden yükselişe geçmiştir. Aynı yıl Melbourne'de yapılan olimpiyatlarda güreşçilerimiz l'i grekoromende, 2'si serbestte 3 altın, 2 gümüş ve 2 bronz madalya kazanmışlardır. 1957 yılında yine İstanbul'da yapılan Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nın her sıkletinin seremonisinde bir Türk güreşçisi şeref kürsüsünde yer almıştır. 4 altın, 2 gümüş ve 2 bronz madalya ile 42 puan alan Türk güreşçiler yeniden dünya şampiyonluğuna ulaşmışlardır. 1958 yılında Budapeşte'de yapılan Dünya Grekoromen Güreş şampiyonası’nda güreşçilerimiz 2 altın, 2 gümüş ve 1 bronz madalya kazanarak takım hâlinde 2. olmuşlardır. 1959’da Tahran'da yapılan Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda güreşçilerimiz 2 altın, 2 gümüş ve 2 bronz madalya ile yurda dönmüşlerdir.

1960 Roma Olimpiyat Oyunları'nda 7 altın, 2 gümüş madalya kazanan güreşçilerimiz, 1962'de Toledo'da yapılan Dünya şampiyonası'nda grekoromende iki altın, serbestte 1 altın madalya ve 1963 yılında Helsingborg'da yapılan Dünya Grekoromen Güreş şampiyonası'nda ve Sofya'da yapılan Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda birer altın ve birer bronz madalya almışlardır. 1964 Tokyo Olimpiyatları'nda ise 2 altın, 2 gümüş ve 3 bronz madalya elde etmişlerdir. 1965'te Manchester'da düzenlenen Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda Ahmet Ayık 97 kiloda dünya şampiyonu olmuş, 1966 yılında Toledo'da yapılan Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda 78 kiloda Mahmut Atalay altın madalya almış, şampiyonada 3 gümüş ve 2 bronz madalya daha kazanan Türkiye 4. kez dünya şampiyonu olmuştur. Aynı yıl yeniden başlayan Avrupa şampiyonaları (son kez 1949'da yapılmıştır) Türk ve dünya güreşine yeni bir canlılık getirmiş, Karlsruhe'deki Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda güreşçilerimiz 2 altın, 3 gümüş, 3 bronz madalya alarak ve ekip hâlinde 2. olarak yurda dönmüşlerdir. İstanbul'da 1967 yılında yapılan Avrupa Serbest Güreş şampiyonası’nda 3 altın, 1 gümüş ve 1 bronz madalya kazanan Türk güreşçileri Avrupa şampiyonu olmuşlardır. Aynı yıl Bükreş'te yapılan Dünya Grekoromen Güreş şampiyonası’nda 78 kiloda Sırrı Acar dünya şampiyonluğunu kazanmıştır. 1968 Meksika Olimpiyatları'nda güreşçilerimiz grekoromende 2 altın, 2 gümüş ve 1 bronz madalya almışlardır.

1970'li yıllarda başlayan ve 1983 yılına kadar süren duraklama döneminde Türk güreşçileri uluslar arası alanda ancak dört altın madalya kazanmıştır. Bu madalyalar; 1970 Dünya Serbest Güreş şampiyonası’nda (Edmonton) 52 kiloda Ali Rıza Alan, 1970 Avrupa şampiyonası'nda 100 kiloda Ahmet Ayık, 1972 Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda (Katowiec) 48 kiloda Sefer Baygın ve 1983 Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda 82 kiloda Reşit Karabacak'a aittir. Bu dönemin tek olimpiyat madalyasını ise 1972 Münih Olimpiyatları'nda serbest 62 kiloda Vehbi Akdağ kazanmıştır (gümüş). Dönemin bir diğer başarılı güreşçisi ise 1975-79 Akdeniz Oyunları şampiyonu ve 1977, 1981 ve 1982 yıllarında dünya 2.si olan Salih Bora’dır.

1985 yılında Halil Ata'nın Güreş Federasyonu Başkanı olmasıyla modern güreş kabuk değiştirmiştir. 1985 Avrupa şampiyonası'nda Reşit Karabacak ve Fevzi Şeker Avrupa 2.si olurken ekibimiz takım hâlinde 4. sırada yer almıştır. Yalçın İpbüken ve Esat Güçhan dönemlerinde federasyonda eğitime ve bilime ağırlık veren atılımlar yapılmıştır. 1988 yılında Manchester'da yapılan Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda kazanılan 2 gümüş madalyayı 1989'da Ankara'da yapılan Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda Ahmet Ak'ın aldığı altın madalya izlemiştir.

199O'lı yıllar ise Türk güreşi için yeni bir yükseliş döneminin başlangıcı olmuştur. Yeniden yapılanmaya gidilmiş, alt yapıya, eğitime ağırlık verilmiş ve yeni yabancı hocalarla anlaşılmıştır. 1991 yılı güreşte başarılı bir yıl olmuştur. Avrupa şampiyonası’nda 62 kiloda Metin Kaplan ve 100 kiloda Ali Kayalı altın madalya kazanmışlar, bunu 1992 yılında bir altın (Sebahattin Öztürk 82 kilo), 2 gümüş, 4 bronz madalya ile Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda takım hâlinde ikinci oluşumuz izlemiştir. Aynı yıl Barcelona'da yapılan Olimpiyat Oyunları'nda M. Akif Pirim grekoromen güreşte 24 yıl aradan sonra şampiyon olmuştur.

1993 yılında İstanbul'da yapılan Serbest Güreş şampiyonası'nda 3 altın, 2 gümüş ve 2 bronz madalya kazanan millî takımımız 26 yıl aradan sonra Avrupa şampiyonluğuna ulaşmıştır. Aynı yıl Kanada'nın Toronto kentinde yapılan Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda 82 kiloda Sebahattin Öztürk 23 yıl sonra dünya şampiyonluğuna ulaşan güreşçimiz olmuştur. Ali Kayalı'nın gümüş madalya kazandığı bu şampiyonada Türkiye 51 puanla takım hâlinde 3.lük kazanmıştır. Stockholm'de yapılan Dünya Grekoromen Güreş şampiyonası'nda ise 82 kilo güreşçimiz Hamza Yerlikaya, 26 yıl sonra Türkiye'ye dünya şampiyonluğu getirmiştir.

1994'te Roma'da düzenlenen 37. Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda 62 kiloda Muharrem Demireğen altın, 74 kiloda Turan Ceylân ve 130 kiloda Mahmut Demir gümüş, 100 kiloda Ali Kayalı bronz madalya kazanırken Türkiye takım sıralamasında üçüncü olmuştur. Aynı yıl yapılan 41. Avrupa Grekoromen Güreş şampiyonası'nda 57 kiloda Şeref Eroğlu, 74 kiloda Erol Koyuncu altın madalya alırken grekoromen güreşçilerimiz 25 yıl aradan sonra bir Avrupa şampiyonası'nda ilk kez 2 altın madalya kazanma başarısını göstermiştir. 1994 yılının bir diğer önemli sonucu ise, Budapeşte'de düzenlenen Dünya Gençler Grekoromen Güreş şampiyonası'nda sporcularımızın 2 altın, 1 gümüş ve 1 bronz madalya kazanarak tarihinde ilk kez takım hâlinde birinci olmasıdır. Ağustos ayında İstanbul'da düzenlenen 30. Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda Türkiye iki altın (74 kiloda Turan Ceylân. 130 kiloda Mahmut Demir), bir gümüş (82 kiloda Sebahattin Öztürk) madalya kazanmış, 53 puanla 28 yıl aradan sonra 5. kez takım hâlinde dünya şampiyonu olmuştur.

1995 yılında Fransa'da yapılan 42. Avrupa Grekoromen Güreş şampiyonası'nda ise millî takımımız bu kez sadece bir gümüş (130 kiloda Şaban Donat) madalya ile yetinmek zorunda kalmıştır.

Aynı yıl İsviçre'de yapılan Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda 130 kiloda Mahmut Demir altın, 74 kiloda Turan Ceylân, 68 kiloda Yüksel Şanlı ve 52 kiloda Metin Topaçtaş gümüş madalya kazanmış, ekibimiz takım sıralamasında Avrupa 3.lüğünü elde etmiştir.

1995 yılında ABD'nin Atlanta kentinde düzenlenen Dünya Serbest Güreş şampiyonası’nda ise güreşçilerimiz 57 kiloda Harun Doğan’ın kazandığı tek bronz madalya ile yetinmişlerdir. Aynı yıl içinde Çek Cumhuriyeti'nin Prag kentinde düzenlenen 1995 Dünya Grekoromen Güreş şampiyonası'nda, 82 kiloda Hamza Yerlikaya ve 90 kiloda Hakkı Başar dünya şampiyonu olurken, Türkiye 33 yıl aradan sonra bir dünya şampiyonasında iki şampiyon birden çıkarmıştır.

1996 Şubatında Ankara'da yapılan 24. Uluslar Arası Yaşar Doğu Serbest Güreş Turnuvası'nda Türkiye üç altın madalya ve 79 puanla takım sıralamasında birinci olurken, İsveç'te düzenlenen Grand Prix'te ise hem M. Akif Pirim, hem de Hamza Yerlikaya şampiyon olmuşlardır. Macaristan'ın Budapeşte kentinde düzenlenen 39. Avrupa Serbest Güreş şampiyonası'nda tek altın madalyayı 130 kilo güreşçimiz Mahmut Demir kazanmıştır. Bir altın, bir gümüş (Harun Doğan 57 kilo) madalya kazanan Türkiye 35 puanla takım hâlinde beşinci olmuştur. 43. Avrupa Grekoromen Güreş şampiyonası'nda güreşçilerimiz üç altın madalya (57 kiloda Şeref Eroğlu, 82 kiloda Hamza Yerlikaya, 74 kiloda Nazmi Avluca) birden kazanarak. Avrupa üçüncülüğünü elde etmiştir. 1996 Atlanta Olimpiyatları'nda ise Mahmut Demir ve asrın güreşçisi Hamza Yerlikaya altın madalya sahibi olurken, Akif Prim bronz madalya ile yetinmiştir.

1997 yılı Mayıs ayında Varşova ve Kouvola'da yapılan Avrupa şampiyonaları'nda serbest stilde 8 yıl sonra güreşçilerimiz şampiyon olamamıştır. Grekoromen Güreş şampiyonası'nda ise Türkiye yıllar sonra takım hâlinde Avrupa ikinciliğini elde etmiştir. şampiyonada asrın güreşçisi Hamza Yerlikaya ile Hakkı Başar altın, Şeref Eroğlu ile Yüksel Şanlı gümüş madalya kazanmıştır. İstanbul'da yapılan 12. Avrupa Gençler şampiyonası'nda ise Türkiye grekoromen ve serbest stilde tarihinde ilk kez Avrupa şampiyonuğunu elde etmiştir. Rusya'nın Krasnayarsak kentinde yapılan 1997 Dünya Serbest Güreş şampiyonası'nda 1 altın (130 kiloda Zekeriya Güçlü) ve 1 gümüş madalya kazanan millîlerimiz takım sıralamasında beşinci olmuştur. Polonya'nın Wroclaw kentinde düzenlenen 43. Dünya Grekoromen Güreş şampiyonası'nda güreşçilerimiz Ercan Yıldız ve Şeref Eroğlu'nun altın, Hamza Yerlikaya'nın da gümüş madalya kazanmalarıyla şampiyonayı 2 altın, 1 de gümüş madalya ile kapatmış ve 35 yıl sonra 38 puanla ikinci olmuşlardır.

1998 Avrupa şampiyonaları’nda Hamza Yerlikaya, Yüksel Şanlı, Şeref Eroğlu, Aydın Polat birer şampiyonluk kazanmışlardır.

1999 yılı Atina’da düzenlenen Dünya şampiyonası’nda Nazmi Avluca (grekoromen), Ankara’da düzenlenen şampiyonada da Harun Doğan (serbest) şampiyon olmuşlardır. Aynı yıl Harun Doğan Avrupa şampiyonu da olmuştur.

2000 yılında Sydney’de düzenlenen olimpiyatlarda Hamza Yerlikaya grekoromen dalında olimpiyat şampiyonu olmuştur.

2001’de Hamza Yerlikaya, Ahmet Gülhan ve Şeref Eroğlu Avrupa şampiyonu oldular.

2002 de Seinojaki ve Bakû’de düzenlenen Avrupa şampiyonluğu yarışmalarında güreşçilerimiz Hamza Yerlikaya, Şeref Eroğlu ve Arif Kama sıkletlerinde şampiyon olarak unvanlarını bir sene daha taşıma hakkı elde etmişlerdir.

2003 yılında Şeref Eroğlu 3. kez Avrupa şampiyonluğuna ulaşmıştır. Güreş yalnız kaba kuvvet sporu olarak kalmamış, değişen koşullara göre özel teknik ve taktikler uygulanmıştır. Yıllarca dış ülkelerde yurdumuzu başarıyla temsil eden güreşçilerimiz dünyaya özel bir ekol kazandırmaya muvaffak olmuşlardır.

Amerikan sözlüğüne giren "Türk gibi güçlü" sözünün milletimize ve güreş sporuna otorite kazandırmalarında katkısı az değildir.

Yıllardan beri ülkemizde uygulanan ve kısa sürede diğer Balkan ülkelerine de sıçrayan kara kucak ve yağlı güreşte temel teknik olarak kullanılan tek ve çift dalmalar, sarmalar, sarma kleler, kündeler ters paçalar, elense çekmeler güreş literatüründe Türk ekolü olarak bilinmektedir.

 
< Önceki   Sonraki >

Morpa Spor Ansiklopedisi

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun