| Dünyada Judo |
|
|
|
| Yazar Mustafa KOÇAK | |
| 09 04 2008 | |
|
JUDO’nun DO’su diğer Uzakdoğu sporlarındaki DO ile aynı anlamı taşır. Örneğin AİKİDO, TAEKWONDO, HAPKİDO vb. gibi. Bu bakımdan DO tarihsel süreç içinde tek kökenden gelme felsefik bir sistemdir. Uzak Doğu’da Konfüçyüscülüğe karşı LAOTZU tarafından TAOİZM olarak oluşturulmuştur. Tüm Uzak Ddoğu sporları kuşak renklerini, simgelerini, gelenek ve göreneklerini, disiplininin TAOİZM’den almıştır. Örneğin kuşak renkleri katedilen yolu, kırmızı kuşak iç aydınlanmayı, beyaz elbise saflığı ve dinginliği simgeler. Judodaki katalar ise doğayı ve evreni yorumlar. Bu sistem Uzak Doğu’da belirli yörelerin ve inanç sistemlerinin etkisi altında kalarak Çin’de, Kore’de, Japonya’da değişikliğe uğramıştır. Örneğin; Japonya’da BUSHİDO, ZENGDO, Çin’de KUNGDO ya da KUNGFU, Kore’de TAEKWONDO gibi... O dönemlerde Japonya’da feodal bir düzen söz konusuydu. Feodalite hem inançsal geleneğin sürdürülmesini isterken hem de hayatta kalabilme mücadelesinde kılıcın, ayak ve ellerin farklı tekniklerle gelişimini sağladı ve feodalitenin bu sisteminden; SAMURAİ, ZEN, KENDO gibi savaşçılar ve felsefesi olan kılıç ve dövüş sanatları ortaya çıktı. Bu sanatlardan biri de jujutsu idi. Taijutsu ve yawara olarak da bilinen jujutsu; atış, vuruş, tekme, hançerleme, boğma, kol veya bacağı kıvırma gibi atak yapma ve bu ataklara karşı bir savunma sistemiydi. Jujutsu teknikleri çok eski tarihlerde de bilinmesine rağmen ancak 16. yüzyılın son yarısında sistemli olarak çalışıp edo döneminde (1603-1868) bir sanata dönüştü ve birçok okulda ustalar tarafından öğretildi. Japonya da Meji döneminde, önceki yönetimden kalma sınıf farklılıkları bulunmaktaydı. Bu dönemde halk ile savaşçılar arasında çatışmalar olmakta idi. Halk bu savaşçılara karşı silâh kullanmak zorunda kalmıştı. 1871 yılında halkın kılıç kullanması yasaklanmıştı. Böylece insanlar kendilerini savunmak için ellerini ve vücutlarını (el, ayak) kullanmaya başladılar. Daha sonra bu savunmalar gelişmeye ve belli metotlarla uygulanmaya başlandı. Böylelikle bu derslerin verildiği okullar rağbet görerek sayıları artmaya başladı. Bu okullar özellikle 17. ve 18. yy.da yaygınlaştı. Bu küçük okullara "denso" adı verildi. Bu okullarda bazı teknikler geliştirilerek öğretiliyordu. Bu teknikler Kumi Uchi Jujutsu sanatının gelişiminde büyük rol oynadı. Bu dövüş ve savunma sanatının çok sert ve sakatlayıcı teknikleri bulunmaktaydı ve kuvvet ön plândaydı. Öyle ki iki dövüşçü çatışmaya girdiğinde biri muhakkak ölürdü. 1899’lü yıllarda Japonya’da feodalite yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlayınca, feodalitenin dövüş sanatlarından daha çok spora yönelik yeni sistemli teknikleri oluşturuldu. Örneğin Prof. Dr. Jigaro Kano yalnız atış, boğuş, kırış, tutuş teknikleriyle judoyu, Veşiba hasmın oynak yerlerinden yararlanarak etkisiz hâle getirme teknikleriyle aikidoyu kurdu. Böylece bu sistemden judo, aikido, karate, sawate, kendo gibi sporlar icat edildi. Prof. Dr. Jigaro Kano 1860 yılında Kobe kenarında Migako kasabasında doğdu. 1881 yılında ailesi ile birlikte Tokyo’ya yerleşti. Savunma sporları ile yakından ilgilenerek tensin (shinyo), ryu, kitoryu okullarına devam etti. Bu okullarda Teinosuke Yagi adlı bir hocadan jujutsunun temellerini öğrendi. Ayrıca Hacınesuke Fukuda, Mosotomo İso ile Tsuretosi Likoba’dan dersler aldı. Prof. Dr. Jigaro Kano gençliğinde hocalarıyla jujutsu çalışırken onların bilgilerinden yararlanıp, rakibine vururken ve onu atarken uygulanan kuralı aradı ve sonunda "Zihni ve fiziksel enerjiyi en iyi şekilde kullanmak" olan temel prensibi keşfederek 1884 yılında Kodokan Okulunu kurdu. Bugün Kano’nun kurduğu okul, sekiz katlı bir judo üniversitesi olarak çalışmalarını sürdürmektedir. 1886 yılında Kano’nun liderliği resmen kabul edildi. Bunda sonra Kano, Sihihan olarak judonun başına geçti. 1887’lerde de judonun teknik formüllerini oluşturdu. 1922 yılında "Kodokan Kültür Toplumu Eğitim Cemiyeti" kuruldu. Jigaro Kano, yetiştirdiği öğrencilerini 1900’lü yıllarda Avrupa ve Amerika’ya göndererek judonun dünyaya yayılmasını sağladı. Avrupa’da ilk judo karşılaşması 1918’de İngiltere’de yapıldı. Judo sistemli hâle getirildikten sonra, tüm dünyada benimsenip yayılmaya başladı. Daha sonra judo olimpiyatlara alınmasıyla büyük önem kazandı. Kodokan judosu bugün her kıtada yapılmaktadır. 1882 yılında kurulan judonun teknik formülleri ancak 1887 yılında tamamlanabilmişti. Judo teknik tablosu 1922 yılında mükemmel hâle getirildi. Artık judo tüm dünyaya yayılmaya başlayınca Pan Amerikan, Avustralya ve Afrika Judo Federasyonları kuruldu. 1951 yılında merkezi Paris’te olan IJF (Uluslar Arası Judo Federasyonu) kuruldu. 1956 yılında ilk Dünya şampiyonası düzenlendikten sonra 1964 Tokyo Olimpiyatları’nda olimpik spor olarak kabul edildi. 1956, 1958 ve 1961 yıllarında düzenlenen Dünya şampiyonaları yalnız erkeklerde ve açık sıklet olarak yapıldı. 1979 yılında Fransa’da yapılan Dünya şampiyonası’nda ise bugünkü sıkletler kullanılmaya başlandı. Bayanlarda Dünya şampiyonası ilk kez 1980 yılında New York’ta düzenlenirken, 1992 Barcelona Olimpiyat Oyunları’nda müsabakalara ilk kez bayanlar da katıldı. Tüm dünyaya hızla yayılan judo sporu, bilim adamları, pedagoglar ve doktorlar tarafından ailelere, çocuğun ruh ve fiziksel gelişimi açısından önemle tavsiye edilmektedir. 7’den 70’e kadar, herkesin kendine göre oluşturup teknik ve egzersizlerle yaptığı bu spor, olimpiyatlarda ülkeler arasında en fazla katılımın sağlandığı bir spor dalıdır. |
|
| Son Güncelleme ( 09 04 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|